
II. Dünya Savaşı’nın karanlık günlerinde, Balkan dağlarının sisleri arasında bir isim doğdu: Lepa Radić.
1925 yılında, bugün Bosna-Hersek sınırlarında kalan bir köyde dünyaya gelen bu genç kızın hayatı, kısa ama ışık saçan bir direniş destanına dönüşecekti.
Lepa, henüz çocuk denecek yaşta, Yugoslavya’ya çöken işgalin ağırlığını omuzlarında hissetmeye başladı. Nazi orduları ülkeyi bir çelik pençe gibi kavrarken, onun yüreğinde tek bir ateş yanıyordu: özgürlük.
Daha 15 yaşındayken Partizanlara yardım etmeye başladı; mesajlar taşımak, yiyecek ulaştırmak, gizli geçitleri göstermek… Her adımında tehlike vardı, fakat korku yoktu.
Savaş büyüdükçe Lepa da büyüyordu.
1943 yılının kışında Yugoslavya direnişinin en çetin dönemlerinden biri yaşandı: Neretva Muharebesi. Alman birlikleri sivillere ve direnişçilere acımasızca saldırıyordu. Lepa, bir grup sivili güvenli bölgeye ulaştırmaya çalışırken yakalandı. Omuzlarına geçirilen zincirler, onun direncini değil yalnızca bedenini bağlayabildi.
Alman subayları genç kızın iradesini kırabileceklerini sandı.
İdam sehpasının altında ona bir teklif sundular:
Komutanlarının ve yoldaşlarının isimlerini söylerse hayatı bağışlanacaktı.
Lepa gözlerini kaldırdı, soğuk kış rüzgârı saçlarını savururken, 17 yaşındaki bir genç kızdan değil, sanki yüzyıllık bir bilgeden çıkan bir ses duyuldu:
“Ben halkıma ihanet etmem.
Siz tüm kötülükleri yok ettiğinizde, aradığınız isimler kendiliğinden ortaya çıkar.”
Kalabalığın içinden kimse nefes alamadı.
O an, ölüm karşısında dimdik duran bir genç kızın cesareti, Balkan dağlarına kazınan bir efsaneye dönüştü.
Lepa Radić, 8 Şubat 1943’te, Bosanska Krupa’da idam edildi.
Yaşı: 17.
Bıraktığı miras: Onur ve özgürlüğe adanmış bir hayat.
Onun bedeni o gün toprağa düştü ama sözü hâlâ ayakta kaldı.
Yıllar sonra, 1951’de Yugoslavya onu “Halk Kahramanı” ilan etti; bu unvanı alan en genç kişi oldu.
Bugün bile, Lepa Radić’in hikâyesi bir hatırlatmadır:
Zulüm ne kadar büyük olursa olsun, özgürlüğe inanan bir yüreğin gücü ondan daha büyüktür…