
Murat Topcu; Sayın Serbest sizi tanıyabilir miyiz ? Kendinizden bahseder misiniz?
Röportaj için teşekkür ederim. Kısaca kendimi tanıtmak isterim: Ben Leila Memet-Serbest, Bochum’da görev yapan bir avukatım. Daha önce yaklaşık dokuz yıl” Bochum CDU üyesi olarak siyasi çalışmalarda bulundum. Ayrıca 2000–2025 yılları arasında Bochum Entegrasyon Komitesi ve Kadın Danışma Kurulu’nda aktif olarak görev aldım. Bu süreçte özellikle entegrasyon ve kadın politikaları alanlarında gönüllü olarak büyük bir istekle çalıştım; insanlarla, parti ayrımı gözetmeksizin, iş birliği yapmaya her zaman önem verdim. Kendimi her zaman bir köprü kurucu olarak gördüm.
Murat Topcu: Siyaseti bırakma kararınızda belirleyici olan kırılma noktası neydi?
Bu benim için son derece acı verici bir deneyimdi ve nihayetinde siyasi kariyerimi sonlandırmama yol açtı. Aslında özellikle 2024 yılından itibaren CDU’nun izlediği siyasi çizgiden memnun değildim. Buna rağmen, koşulların yeniden düzeleceği umuduyla çalışmalarımı sürdürdüm. Ancak 2025 yılında maruz kaldığım bir siyasi entrika, bu partide kalmaya devam edemeyeceğim noktayı benim için açıkça ortaya koydu.
Yerel seçimler için belirlenmiş bir seçim bölgem vardı. Fakat aday belirleme toplantısında, bana ve bazı arkadaşlarıma yönelik bu entrikanın gerçekleştiği gün, ilkesel bir duruş sergileyerek adaylığımı derhal geri çektim. Kısa bir süre sonra da partiden ayrıldım.
Benim için siyasetin dürüst, şeffaf ve adil bir ortamda yapılması esastır. Sayın Angela Merkel her zaman benim için bir rol modeldi; ancak onun temsil ettiği siyasi anlayışı artık partide göremez hale gelmiştim. Bu nedenle, ilkelerim doğrultusunda kararlı bir adım attım.
Murat Topcu: CDU nun bugünkü Politik çizgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
CDU bir zamanlar gerçek anlamda Hristiyan muhafazakâr değerleri temsil ediyordu. “Hristiyan” kavramı benim için komşuya sevgi ve dayanışma anlamına geliyordu ve bu nedenle partinin kendi inanç değerlerimle örtüştüğünü düşünüyordum.
Sayın Angela Merkel liderliğinde CDU’nun uluslararası alanda büyük bir itibarı vardı. Bu durum, büyük ölçüde Merkel’in kişiliğinden kaynaklanıyordu. Kendisi, SPD ile kurulan büyük koalisyon döneminde uzlaşmacı, sağduyulu ve yapıcı bir siyaset anlayışı sergiliyordu.
2021 Federal Meclis seçimleri sürecinde ise Armin Laschet’e yönelik yürütülen sert kampanya ve parti içindeki güç mücadeleleri, özellikle de muhafazakâr kanadın merkeze karşı yürüttüğü sert çekişmeler, CDU’yu sadece zayıflatmakla kalmadı, aynı zamanda itibarına da ciddi zarar verdi.
Friedrich Merz’in liderliğinin ardından AfD’nin oylarını artırması ise beni şahsen oldukça endişelendirmektedir. Ancak ne yazık ki bu gerçek çoğu zaman kabul edilmek istenmiyor.
Önümüzdeki yıllarda CDU’nun giderek daha fazla önem kaybedebileceğini düşünüyorum. Kişisel görüşüm, Merz’in yeniden seçilmesinin zor olduğu yönündedir. Ayrıca, önceki koalisyonda yaşandığı gibi büyük siyasi anlaşmazlıkların ortaya çıkması ve bunun sonucunda erken seçimlerin gündeme gelmesi de ihtimal dahilindedir.
Murat Topcu: Angela Merkel dönemindeki ,CDU ile bugünkü CDU arasındaki sizce en büyük fark nedir? Sayın Angela Merkel döneminde, dünya genelinde saygı gören güçlü bir liderliğe sahiptik ve Almanya’nın itibarı oldukça yüksekti. Ancak bugün birçok insanın bunu kabul etmekte zorlandığını görüyorum; zaman zaman bunun gerçeklikten uzak bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum. Nitekim yurt dışında da sık sık bu konudaki değişim bana dile getiriliyor.
Bana göre CDU, merkez çizgiden uzaklaşmış ve bugün giderek daha fazla eleştirilen bir siyaset izlemeye başlamıştır. Toplumu ayrıştıran, insanları kategorize eden ve parmakla işaret eden bir dilin kullanılması, uzun vadede ciddi huzursuzluklara yol açacaktır. Merkel döneminde pek çok göçmen CDU’ya destek verirken, son seçimler bu desteğin belirgin şekilde azaldığını göstermiştir. Ne yazık ki bu kopuşun bir kısmı AfD’ye yönelmiştir. Bu durum bana göre büyük ölçüde hayal kırıklığı ve çaresizliğin bir yansımasıdır. AfD’yi, öfke ve tepki üzerinden güç kazanan bir “protesto partisi” olarak görüyorum. İnsanlar öfke anlarında yanlış tercihler yapabilir, hatta kendi aleyhlerine olacak seçimlerde bulunabilirler.
Murat Topçu: Siyasetten sosyal medya içerik üreticiliğine geçiş süreciniz nasıl başladı?
Sosyal medyada her zaman aktiftim. Genellikle açık sözlü ve güçlü fikirleri olan biri olarak tanımlanırım; bu da bilinçli bir tercihtir. Bir avukat olarak, gördüğüm her türlü sorunu dile getirmeyi ve özellikle çözüm odaklı yaklaşmayı önemsiyorum. Önümüzdeki dönemde sosyal medyada siyasi konulara daha fazla yer vermeyi planlıyorum. Ayrıca yayımlamayı planladığım kitaplar üzerinde çalışıyorum. Çünkü sahip olduğum takipçi kitlesi sayesinde belirli konularda fark yaratabileceğime inanıyorum.
Murat Topcu: Sosyal Medyada eleştiri ve linç kültürüyle nasıl basa çekiyorsunuz?
Olaylara her zaman daha çok nesnel ve rasyonel bir açıdan bakıyorum. İnsanlar günlük yaşamda çoğu zaman kendilerini açıkça ifade edemiyor; ancak internet ortamında oluşan mesafe sayesinde daha cesur davranabiliyorlar. Ben de elimden geldiğince yorumları okumaya çalışıyorum, her ne kadar hepsini takip etmek mümkün olmasa da.
Kendi görüşlerime güvenen ve özgüvenli bir insan olduğum için, eleştiriler ve hatta nefret içerikli yorumlar beni fazla etkilemez. Açıkçası, “nefret”in bile bir anlamda kazanılması gerektiğini düşünürüm. Çünkü bu tür yorumlar, insanların zaman ayırıp söylediklerimle ilgilendiğini gösterir; bu da benim açımdan bir etki yarattığımın göstergesidir.
Murat Topcu: Almanya’da aşırı sağın yükselisi hakkında değerlendirmeniz nedir?
Almanya’da radikal görüşlere sahip insanlar aslında her zaman vardı; ancak çoğu görünür değildi, adeta gizliydi. İnternetin yaygınlaşması ve özellikle AfD’nin yükselişiyle birlikte bu kesimler artık daha görünür hale geldi.
Bu durumun yalnızca olumsuz değil, aynı zamanda bazı açılardan olumlu yönleri de vardır. Çünkü görünürlük arttıkça, bu grupları gözlemlemek ve denetlemek de daha kolay hale gelir. Bu nedenle ben, toplumdaki radikal eğilimlerin sayısının ya da düşünce yapısının köklü şekilde değiştiğini değil; daha çok görünür hale geldiğini düşünüyorum.
Nitekim bu görünürlük, AfD hakkında hazırlanan kapsamlı anayasal inceleme raporlarında da açıkça görülmektedir.
Murat Topcu: Avukatlık geçmişiniz, siyasi kariyerinize nasıl katkı sağladı?
Ben hâlâ avukatlık mesleğimi sürdürmekteyim. Her şeyden önce ben, olduğum kişiyim: Leila Memet-Serbest. Her zaman nasılsam öyle kaldım ve bu yönümle de tanınırım. Hiçbir zaman çıkar ya da prestij odaklı hareket etmedim. Benim için önemli olan, insanlara fayda sağlayan ve onları destekleyen bir siyaset anlayışıdır.
Bazen bu hedef doğrultusunda muhalefette olmak daha doğru bir yol olabilir. Ancak genel olarak yaptığım işin özü değişmedi. Her zaman yeterli sayıda müvekkilim oldu ve onlarla güçlü, güvene dayalı ilişkiler kurdum.
Elbette Bochum’da tanınan biri olmam seçimlerde bana bir ölçüde avantaj sağladı. Ancak bunun ötesinde belirleyici olan, insanların benim karakterimi iyi bilmesi ve onu hiçbir zaman değiştirmediğime, değiştirmeyeceğime duydukları güvendir. Murat Topcu