DOLAR
32,8006
EURO
35,1560
ALTIN
2.449,08
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
28°C
İstanbul
28°C
Açık
Cumartesi Açık
28°C
Pazar Açık
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
KİTAP

Yıl 1968 Afyon, İhsaniye Dandırı köyünde ilk öğretmenlik…

Yıl 1968 Afyon, İhsaniye Dandırı köyünde ilk öğretmenlik…
09.02.2024 15:06
0
A+
A-

MESLEK ANILARI

1968 Yılında eşim, Afyon/İhsaniye’nin Aşağı Dandırı köyünde er öğretmen olarak göreve başlamıştı…

Ben de Ceyhan merkezde görev yapmakta iken, eş durumundan kadro fazlası olarak aynı köye tayin oldum.

Okul iki sınıflı, küçük bir öğretmen odası ve bir antreden ibaret olan toprak damlı, bir meydanın ortasına inşa edilmişti.

Okulun karşı tarafında, biraz uzakta bakımsız bir öğretmen lojmanı vardı.

Engebeli bir arazi üzerine kurulmuş olan

köyün evleri, duvarları toprak kerpiçle örülü, sarı çamur sıvalı toprak damlıydı…

Kiralık ev ararken, birbirinin benzeri evlerden birine girdiğimizde, tavandaki kocaman kalın salmaların arasından sarkan örümcek ağları, nefes kesen toprak kokusu ve toz bulutları karşıladı bizi. Elimle ağzımı burnumu kapattığımı gören köylü Kadir Abi:

“Ne oldu hocam?.. Görüntü rahatsız etmiş olabilir ama, köyün en güzel evi bu ev.” dedi.

Sahibi Afyon’da oturuyormuş. Kadir Abi aracılığıyla bu evi kiraladık.

İlk iş olarak çiçekli naylon muşamba alıp, raptiyelerle tutturarak tavanı muşamba kapladık.Duvarları kireç badana yaptık…

Mutfak olmadığından salondaki ahşap raflara tencere, tabak… vs bir köşesine de ocağımızı yerleştirdik…

Yatak ve oturma odası olarak kullanacağımız mekana, büyükçe bir tahta

sediri, karyola olarak kullanmak üzere yerleştirdik. Küçük bir masa, iki tahta sandalye ve yer minderini uygun yerlere koyduk. Aynı oda içindeki tahta dolaba elbise ve fazla eşyları yerleştirdik.

Bu dolabın bir ucunda bir metre derinliğinde, suyu emmesi için toprak tabanlı, uzatılan iki salma üzerine kümes hayvanları gibi tüner gibi oturarak, yıkanılacak yer, bire bir metre kare büyüklüğündeki hamamlıktı.

Eğreti yapılmış, çukuru olmayan hela, avlunun bir köşesindeydi.İki salma üzerine çömelip, ihtiyaç giderirken, bir taraftan da dışkıların nasıl akıp gittiğini gözlemek de mümkündü…

Medeniyet yoksunu, ilkelliğin dibe vur-duğu bu köyde, köylülerle iletişim kurmak

uzun zaman aldı. İlk yılımız uyum sağla-makla geçti. İkinci eģitim -öğretim yılının başında seminer çalışmaları için oradaydık…

Köye geleli bir hafta olmuştu. Eşim idareciydi. Öğrenci kayıtları, okul temizliği,

eksiklerin tamamlanması, özellikle de oturulacak durumda olmayan tahta sıraların tamiriyle işe başladık.

Tüm sıraları, masaları, yazı tahtalarını dışarı çıkardık. Eşim, sınıfları ve okulun içini dışını badana yaptı. Sonrasında keseri, çekici… vs eline alıp, yazı tahtalarını tamir edip boyadı. Sıraları, masaları bir bir elden geçirdi. Tabanı tahta olan okul içini mazotla adeta boyadı.

Tozdan kurtulmanın tek yolu buydu…

Eşim sanat okulu mezunu olduğu için ustalık isteyen bu yogun işlerin üstesinden gelebilmişti…

Eşim bu işlerle uğraşırken, ben de loj-manın bir odasını sınıf olarak kullanmak

üzere hazırlıyordum.Şalvar ayağımda, başım tülbentle bağlı tıpkı temizlikçi gibi

badanası yapılmış odanın camlarını siliyor

süpürge elimde temizlik yapıyordum.

Okulun yanında bir araç durdu. Birileri inip eşime doğru yürümeye başladılar.

Köy muhtarı da onlara eşlik ediyordu.

Eşimle tokalaşıp, konuşmaya başladılar.

Bir ara benden tarafı gösterdi eşim.

Merak edip yanlarına gittim.

“Hoş geldiniz! Ben öğretmen Ayşe Göçer”

dedim. Yaptığım işi anlattım…

Anladım ki; Kaymakam, milli eğitim müdürü ve bir kaç kişi daha köy okul ve öğretmenlerini kontrole çıkmışlar.

Köy öğretmenleri, genellikle okul açıldığı gün görev yerlerine giderlerdi.

Konuşurken dudağını büküp büküp duruyordu kaymakam. Benim gibi bir öğretmen olmayacağını düşünmüştür, sanısıyla tedirgin oldum.

Sohbet esnasında kaymakam: “Beş köye gittiklerini, açık okul ve görev başında bir öğretmen bulamadıklarını”anlattı.

“Bu köye de uğramadan dönecektik.

Fakat yolda karşılaştığımız sığırtmacın sizinle ilgili övgü dolu sözleri buraya uğramamıza neden oldu.” dedi…

Bizleri iş başında görünce öfkesinin geçtiği, yüzündeki mutluluk ifadesinden belli oluyordu…

Misafirleri yolcu ettikten sonra muhta-ra: “Bir temizlikçi tutup, sınıfları temizlet-

mediğinden dolayı kaymakam, bu nasıl öğretmen? böyle öğretmen mi olur?

Sanki, temizlikçi kadınmışım gibi düşündü

ki; bana dudak büküp durdu.” dedim.

Verip veriştirdim. Ağzıma geleni söyledim.

Bir ay sonra, tüm köy öğretmenlerin katıldığı sene başı toplantısı için ilçeye gittik.Toplantıda Milli Eğitim Müdürü tarafından örnek öğretmenler olarak takdim edildik…

Bir kaç ay sonra muhtar kaymakamı ziyarete gider. Sohbet esnasında muhtar, benim sitemimi dile getirir:

“Ayşe öğretmene dudak bükmüşsünüz” dediğinde kaymakam gülerek cevap vermiş:

“Öğretmen Hanıma selâmımı söyleyin, hiç üzülmesin.Aksine çok takdir ettim.

Bende tik var.” demiş. Ayşe Sancak Göçer 10. Ekim. 1968

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.